Gürcistan’da İngilizce Konuşulur Mu? Bir Genç Yetişkinin Yolculuğu
Hayat bazen planlarımıza göre gitmez. Bazen yaptığımız yolculuklar, aslında bambaşka bir yolculuğa dönüşür. İşte tam da böyle bir yolculukta, Kayseri’den Gürcistan’a doğru bir adım atarken, kendimi bir anda dil bariyerinin derinliklerinde buldum. Gürcistan’a gitmek, farklı bir kültür keşfetmek, yeni insanlarla tanışmak gibi büyük hayallerle yola çıkmıştım. Ama bir soru kafamı kurcalıyordu: Gürcistan’da İngilizce konuşulur mu?
Beklentiler ve Gerçekler
Birkaç hafta öncesine kadar, bu sorunun cevabını hayal etmeye bile gerek yoktu. Gürcistan’ın turistik bölgelerinde ve başkent Tiflis’te İngilizce’nin yaygın olarak konuşulacağını, turistler için rahatça anlaşılabileceğini düşünüyordum. Birçok yerli, İngilizce bilen insanlarla karşılaşacağım fikri beni mutlu ediyordu. Gerçekten de, bir yabancı dilde iletişim kurabilmek bana her zaman güven verirdi. Ama ne yazık ki, hayat her zaman düşündüğümüz gibi gitmiyor.
Tiflis’e vardığım ilk gün, daha havaalanında yaşadığım şaşkınlıkla başladım. O kadar çok Gürcüce kelime duydum ki, kendimi bir yabancı gibi hissetmeye başladım. Bu kadarını beklemiyordum. Havaalanı çıkışında, tek bir kişi bile bana İngilizce ile yardımcı olmuyordu. Hemen içimden “Bu nasıl olacak?” diye sordum. Tiflis’teki otobüs durağında ise, aradığım otobüsün numarasını sordum, ama karşımdaki kadının yüzünde sadece bir belirsizlik vardı.
“Pardon, do you speak English?” dedim, en nazik şekilde. Kadın biraz düşünüp başını iki yana salladı. Hani derler ya, “yağmur yağıyor ama sensiz” diye, işte o an tam olarak o hisse kapıldım. Bir şekilde o kadının telaffuzunu anlamaya çalışırken, o an İngilizce’nin burada bana nasıl yetersiz kaldığını tam olarak hissettim. Yavaşça geri adım attım ve gözlerimle Tiflis’in sokaklarını taradım. Bir yabancı dil, ne kadar uzak olabilirdi ki?
Kültürün Çekici Yüzü
Tiflis, gerçekten büyüleyici bir şehir. Sokaklarında yürürken, kadife gibi bir hava vardı. Gürcü mutfağının kokuları, güzel binaların arasında kaybolmuştu. Ama dil, her adımda bana bir engel gibi gelmeye başladı. İnsanlar güler yüzlüydü, ama anlaşmak için benden daha çok çaba harcayan birini görmek çok zordu. Bir kafe bulup oturmak için girdiğim bir mekânda, garsona “I would like a coffee, please.” dedim. Garson bir an gözlerimi süzdü, sonra Gürcüce bir şeyler söyledi.
İlk başta, “Hani İngilizce?” dedim içimden. Ama sonra fark ettim ki, herkes kendi dünyasında yaşıyor. Gürcistan’ın büyük şehirlerinde bile, çoğu insanın İngilizce’yi sadece turistlere yönelik öğrendiği ve bazılarının dil olarak, özellikle kırsal alanlarda İngilizce’ye yabancı olduğu bir gerçekti. Kültürün etkisi, dildeki engellemeyi daha da büyütüyordu. Gürcüce’nin zarif melodisi, benim dil becerilerimi bir anlamda köreltiyordu. İnsanlar birbirlerine bir şeyler söylese de, ben yalnızca bir yabancı olarak orada duruyordum.
Duygusal Bir Çıkmaz
Zaman ilerledikçe, İngilizce konuşan birini bulma umudu gittikçe azalmaya başladı. İnanın, o kadar çok farklı insanla iletişim kurmaya çalıştım ki, sanki bir süre sonra dilin sadece anlam taşıyan bir aracı olmaktan çok, bir duvar haline geldiğini fark ettim. O anlar, şehrin farklı köşelerinde, kafelerde, marketlerde ve restoranlarda öylesine yalnız hissettirdi ki; her kelime boğazımda düğümlendi.
Tiflis’te bir akşam, bir gençle tanıştım. Adı Irakli’ydi ve şaşırtıcı bir şekilde İngilizce konuşuyordu. Konuşmaya başladık ve birbirimizi tanıdıkça, bende o kadar büyük bir rahatlama hissettim ki… O an, sanki o kadar yol gelmeye değerdi. Irakli, bana İngilizce’nin Tiflis’te ne kadar zorlayıcı bir dil olduğunu anlattı. Ama şunu da söyledi: “Dil, her zaman bir köprü değil bazen bir engel de olabilir, ama anlayış ve çaba her zaman birleştirir.”
İngilizce, Gürcistan’da yaygın olmamakla birlikte, büyük şehirlerde, özellikle turistik bölgelerde anlaşılabiliyor. Ama en önemli derslerden biri de, iletişimin sadece bir dilde değil, aslında insanın gözlerinde, beden dilinde ve gülüşlerinde olduğunu fark etmekti.
Umut ve Yeniden Başlangıç
Bir hafta sonunda, yine bir kafede otururken, o kadar çok Gürcüce öğrendim ki; kelimelerin sırasını bile doğru kuramıyorum ama garsonla yaptığım bu küçük konuşma bile beni içten içe mutlu etti.
“Rachit, Khvarchia?” dedim, gözlerimde biraz kararsızlık vardı. Ama garson, sevinçle gülümsedi ve “Yes, yes, you want kharcho?” diye sordu. İçimden, Evet! Benimle anlaşabiliyorsunuz! diye bağırdım. Bir an, dilin yalnızca bir araç olmadığını, belki de anlamadığın bir dilin, bir yolla kalbinin derinliklerine inebileceğini düşündüm.
Gürcistan’da İngilizce konuşulmadığını kabul ettim. Ama bundan daha önemli bir şey öğrendim: Bazen dil, kalbin yolunu bulmak için gerekmez. İletişim, her zaman kelimelerle olmayabilir. Ve belki de, bu yolculukta, kendi sesimi bulmam gerekiyordu.
Sonuç: Gürcistan’da İngilizce Konuşulur Mu?
Gürcistan’da İngilizce konuşulup konuşulmadığını sormak, aslında basit bir dil sorusundan çok daha fazlasını sorgulamanın bir yoluydu. Burada, İngilizce’yi yaygın bir dil olarak görmemek normaldi. Ama bununla birlikte, insanlarla anlamlı bir şekilde iletişim kurmak için sadece kelimelere ihtiyacınız olmadığını, kalbinizin dilinin çok daha güçlü olduğunu öğrendim.
Sonuçta, bu yolculuk bana dilin ötesinde bir şey sundu: Bir insanın kalbini anlamanın, bazen yalnızca bakışlarında ve gülüşlerinde gizli olduğunu.